Bir kitaptan akla gelenler ve Said’in taş’ı...

90’ların sonu 2000’lerin başında Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl, Radikal gibi mevkuteler pek meşhurdu. “LiberalSol yazarlar” bir nevi Avrupa solu, Batı Sosyal demokratlığı gibi abuk kavramları zihinlere yerleştiriyordu buralarda. (Abukluk ‘sol liberal’le başlıyordu zaten!) Boyalı basın sevmeyen ‘ciddi’ okurlar, ‘çok çeşitli fikirler’in yer aldığı teorik yazıları okumayı tercih ediyordu!

‘Hümanist İslamcı’ Ali Bulaç’tan ‘teorik Marksist’ Murat Belge’ye, ‘Kürtçü Batıcı’ Muhsin Kızılkaya’dan “çocuk pornosu izleme hakkı”nı savunan Gülay Göktürk’e, Bayrampaşa Cezaevinde yakılan siyasi mahkumlar için “kendi kendilerini yaktılar” yazan Ali Bayramoğlu’ndan her devrin adamı Oral Çalışlar’a, Etyen Mahcupyan’a, YetmezAmaEvet’çi, Birikim’ci, Mahalle baskısı’cı, Ahmet İnsel’e, Ömer Laçiner’e...

Hepsi bu gazetelerdeydi! Her sözden eden, her sazdan çalan, dinler arası, diller arası, kültürler arası, ırklar arası (belki sınıflar arası!) diyalogdan, iş birliğinden dem vuran ‘siyaset üstü’ yazarlardı; tam bir mozayik!

Nasıl oluyor da bu benzemezler aynı mevkute’de buluşuyordu? Ortak noktaları var mıydı? Elbette, hepsinin özelliği iflah olmaz bir antikomünist, antiSovyet ve AB-ABD yanlısı-yancısı olmalarıydı!

“Marksizmi vülgarize ederek” işçi sınıfından bahsedenler, emperyalizmi ve küresel sermayeyi eleştirenler, zinhar, bu yazarların yanına yaklaşamazdı! Din, dil, kimlik, tercihler’den değil de eşitlikten, ülkenin zenginliğinin herkese eşit dağılımından, özel mülkiyetin yok olması gerektiğinden bahsedenler ‘nesli tükenmiş dinozor’dur bu ‘sol liberal’lere göre!

Onların büyük kısmını ‘kumpas gazetesi’ Taraf’ta da görmemiz tesadüf değildi daha sonra! Ulusalcıları da aradan çıkarınca bu kez ‘âkil adam’lığa terfi etmelerini izledik! O zamandan beri de sözlüklerde bulamadığımız barış’ın anlamı’nı şu cümlede his’etmek zorunda kaldık sanki; “Barış, savaşa hazırlık yapılan dönem’dir!”

Bir kitap okudum, bunları hatırladım, hatırlayınca yazmak da gerekti...

Muhsin Kızılkaya üretken bir yazar ve çevirmen. (Özgeçmişinde ayrıca gazetecilik, reklam metin yazarlığı, senaryo danışmanlığı, Âkil adamlık, kısa bir süre de olsa iktidar partisinden milletvekilliği var.)

“Bende Mahfuz Fotoğraflar” anı, deneme, sohbet, günce, her türe geçiş yaparak (Köşe yazıları toplamı da olabilir.) oluşturulmuş bir kitap. Hakkari’de, İstanbul’da geçen yaşanmışlıklar, dostlar, sokaktan yüzler, yazarlar, gazetecilerle hüzün yüklü ya da sevgi dolu anlatıların bir kısmını keyifle okudum. Bazılarını abartılı, kimisini yanlış buldum.

Bazı feodal yaşantı izlerini, açıktan övmese de duygusal olarak güzelleyen satırlara da rastlanıyor ve bu da çok ters kaçmıyor yazarın dünya görüşüne! Bununla birlikte Orhan Pamuk övgüsü de şaşırtmıyor! “Batılılar onu daha çok beğeniyordu... Kürtlerle tanıştı. Doğu’dan baktı dünyaya.” cümleleri bile yetmiyor mu iki yazarın da en birincil kaygılarını anlatmakta? Romanın “toplumsal sorunların ifade aracı olması” konusunun da Pamuk’u hiç ilgilendirmeyişi Kızılkaya’yı pek mutlu etmiş gözüküyor. (Orhan Pamuk, Suriye lideri Esad’a; “İstifa et yoksa sonun Kaddafi gibi olur!” yazdığı zaman da pek memnun etmişti Batı’yı! Hatırlamakta fayda var!)

Bir örnek de Sovyetler’den verelim. Batı’nın diliyle “Afganistan işgali” diye başlıyor Kızılkaya! O dönemde “içinde bulunduğu teşkilat” gibi düşünüyor; “oraya sosyalizm getirmek için girdiler!” (Bugün buna hiç katılmadığını ve düpedüz işgal diye nitelediğini özellikle vurgulamayı unutmuyor!) O günlerde Afganistan’a giden gazetecinin gözlemlerini dört gözle bekliyor ki bu harekâtı daha iyi savunabilsin! Yazık ki darbe oluyor gazete kapanıyor, Afganistan yazısı iptal!

Sonra hangi yazıları okuyor ya da kendi mi gidip görüyor Afganistan’ı ya da ABD’nin oraya saldığı cihatçı’lardan hiç mi haberi olmuyor bilemiyoruz, zira konu kapanıyor! Peki “düpedüz işgal” kanısına nasıl varmış Kızılkaya? O yok!

Samuel Huntington mu? Belki! O zaman böyle bitirelim. “Eylem yok! Teori var!” diyen Birikim’ci Ömer Laçiner övgüsüyle kitabı bitirmesi de tesadüf olmasa gerek! “Huntington, Edward Said gibi entelektüellerin makalelerine” benzetiyor onun yazdıklarını... Medeniyetler Çatışmacısı Samuel’de epey teori var, evet, emperyalizmi ve barbarlığı kutsayan teoriler!

Yalnız Edward Said’i neden onun yanına ekledi bilemedim! Sırf “Oryantalizm” kitabının isminden dolayı mı acaba? Zira dünyanın bildiği Said, uygarlıklar çatışması gibi tezleri “akıl almaz” bularak eleştirir. Ve o eylemci bir fikir adamıdır. Filistin tarafından İzrael’e savurduğu taş’ın fotoğrafı da zihinlere kazılıdır.

(“Bende Mahfuz Fotoğraflar”, Muhsin Kızılkaya, 2022, Avesta yay.)



 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Trabzon nire? Zonguldak nerede? ‘Kara Cevher’ kimin cebinde?

Ayla Kutlu’dan “Zehir Zıkkım” Hayatlar...